SekersizCiklet

Never stop following your dreams, but be careful what you wish for..

Önüm arkam sağım solum sobe!

Yaşadığım 26 sene boyunca öğrendiğim tek şey hayatta affedici olma. İnsanlara karşı, seni ısıran ya da sana hırlayan hayvanlara karşı, eline batan dikene karşı.

Nefes alan her canlının affedilebilirliği oluyor sonuçta. Kimine göre bu yanlış bir bakış açısı olabilir, ama benim için değil.

Dostluk; dostluk bazen her şeyini en açık bir şekilde anlatmakken bazen korkudan, kırmaktan, üzmekten çekindiğin için anlatamadığın yaşanmışlıklardan geçer. Arkadaşımın benimle paylaşamadığı çok özel bir şey varsa ve öğrenirsem asla yargılamam o insanı. Dostun çünkü ailen gibidir. Nasıl ki anneyle babayla her şeyini paylaşamazsan, onunla da bunun olması çok olağandır. Bir de hiçbir insan sırsız değildir.  Hem sırsız olmasa bile insanlar, kendi içinde kendinden nefret ettiyse, yaptığı davranıştan utandıysa söylemeyebilir ne var ki bunda, göbek bağımız birlikte mi kesildi sonuç olarak?

Bir de sahte dostlar var. Her şeyini dinleyip günü gelince ona karşı bunu kullanırım diyenler. Saf ayağına yatıp en özel şeylerini kimi zaman bir dosta kimi zaman bir aile ferdine kimi zaman da sevgiliye söyleyenler. Bunlar çıktığı zaman da benim gibi bir insana nasıl bunu yapabilirler diyenler. Kısacası şizofrenler.

İşte benim en çok korktuğum dost tipi bu, benim her yaramı her sırrımı anlatma kapasitesine sahip olanlar. Taşa mı anlatalım yani biz her şeyimizi. Bütün insani duygularımızla, acılarımızla başa çıkamazken bir dostla paylaşmak mı suç bunu? Suçmuş bunu anladım. Hala daha aram bozuk olmasına karşın o farkında olmadan onun için kavga ettiğim arkadaşım… Kendi hayal dünyasında yaşayan sevgili arkadaşım. o hala daha aklıma geldiğinde keşke böyle olmasaydı diye iç geçirdiğim arkadaşım. 

Hayatta en büyük yanılgı ben asla bunu yapmam demektir. Herkesin de bildiği gibi herkes her şeyi isteyerek ya da istemeyerek bu hayatta yapma şansına nail olmuştur. Ne sen kusursuzsun ne ben? ama öğrendiğim tek şey benimle olan şeylerin her zaman benimle kalacağıdır. Uğruna dostumu kaybetsem bile yine benimledir. Ki zaten dostum dediğim insanı kaybedeceksem, elimden geleni yaparım tekrar kazanabilmek için. Anneme nasıl kızıp ertesi gün yumuşuyorsam dostum da o benim için. Can’ımdır anlayacağınız.

O yüzden sadece arkamdan konuşanlaradır bu yazım. Benden gerçekleri saklayanlara değil. Benim duygularımı beni hasta olarak göstererek anlatanlarıdır.

Arkadaşlarım gerçekten toprağınız bol olsun hepinizin.

Bu hayatta iki yakanız bir araya gelmeyecekse ve yalnızlığa mahkum olarak yaşayacaksanız zaten yaşayan ölü olmuşsunuzdur siz.

Sizin için dua etmekten başka bir şey gelmez elimden.

Ben seni yemelere doyamam. kalpkalp

Sizler ne yaparsanız yapın, bizler yaşamaya devam ediyoruz. Naber?

11 yaşımdayım. Okuldan eve arkadaşımla gelmiştim. Annemden para alıp dürümcüye gidecektik sadece. Kapıyı açtığında annem ilk defa gidemeyeceğimi söyledi bana. Arkadaşımla vedalaştım ve sinirli bir şekilde içeri girdim. Ablamda içerdeydi hadi benim evde olmam neyse de ablamın da evde olması garipti. Evet bir gariplik vardı. Ya ölüm haberi ya da başka kötü bir haber verilecekti bize. Çok şükür babam geldi ve ölüm haberi olmadığını anladık. Ölüm kadar gerçek olmasa da hayatlarımızı uzun bir süre öldüren bir sürece girmişiz ailece. Ciddi bir batış yaşamışız. Babamın her şeyi gitmiş dolayısıyla bizim de. Hiç abartmıyorum bu konuşmanın gecesi biz eşyaları toplamış hönkür föşür İstanbul’a gitmeye başlamıştık. Kaçıyorduk. Kaçtığımız yer olan İstanbul ayrı bir cehennem oldu. Anneanneme gidip cehennem hayatı yaşamaya başladık. Evde sürekli bağırış çağırış. Birileri sürekli kapıdan kovuluyor. Annem sürekli fenalaşıyor. Fenalaştıranlarda annesi ve kardeşleri. Babam kuzeninde kalıyor. Neymiş efendim bizi batırmış babam, o yüzden o eve adımını atamazmış. Kolları altın bileziklerle dolu olan teyzem diyor bir de bunu. Ee madem babamı kovuyorsun kapıdan, ablasın sen yardım et. En azından bir şeyleri durdurmaya çalış. Ama yok her gün paramız yok diye ağlayarak gelip kolundaki o bilezikleri annemin gözüne sokarak olay çıkardı evde. Vermek zorunda da değildi üstelik, keşke anneme destek olup sarılsaydı sadece. Ne bileyim arada bir gözümü kapattığımda o bilezikler gelir aklıma. İroniyi orada öğrenmiştim sanırım. O zaman benim için güzel olan tek şey okuldaki arkadaşlarımın bana yolladığı mektuplardı, bana aşık olan çocuğun bana yolladığı müzikli yeni yıl kartıydı. Anneannemden gizlice yaptığım telefon görüşmeleriydi. Küçüktüm ama telefonda beraber ağlayabileceğim arkadaşlarım da vardı. Aslında büyümüştüm ben, büyüyordum hiç farkında olmadan.

1 ay yaşanılan bu ızdıraplı günlerden sonra annem daha fazla dayanamayacağını söyleyip, topladı her şeyi kaçtığımız eve geri döndük. Demişti ki; burada her gün bu stressi yaşayacağıma, kocamla beraber, çocuklarımla beraber bütün her şeyimi kaybetsem de yaşarım. Biz birlikteyken mutluyduk çünkü. Bu İstanbul macerasından sonra da 8 sene ablasıyla konuşmadı annem. Dediği oldu bütün eşyalarımız gitti, aradan kaçırabildiklerimiz dışında ama yine de yaşadık ne bileyim devam etti hayat ve biz beraberken mutluyduk. Aile o yüzden çekirdektir benim gözümde, kalabalık aile sevmem. Belki de hiç kalabalık bir ailem olmadığı için. Hala daha kıskanırım kötü bir durum olduğunda kenetlenen aileleri. Kıskançlığımdan dolayı da yok yaee kalabalık aile bokluk getirir derim :)

O sıralarda babamın durumu hafif düzelmişti ve dediler ki başka eve taşınalım. En azından bir müddet bizi bulamazlar, kafamız rahat yaşarız. Taşındık. İlk 2 ay falan her şey güzeldi, sonrasında hayat bizim için yine boka sarmaya başladı. Kirayı ödeyemiyorduk. Evden yaka paça çıkartılacaktık belli ki. Ev sahibi bir anlaşma yaptı bizimle. Salon takımımıza diğer evimizde gelen hacizlerde ellememişlerdi. Ev sahibinin karısı salon takımımızı çok beğenmiş, onu bırakırsak evden çıkabilirmişmişiz. Bıraktık ve çıktık. Bu sefer eşyalı bir ev oldu gittiğimiz yer ama ev bir iç sıkıcı ki size anlatamam. Dünyanın en neşe dolusu insanın bile o evde neşesi kaçar, ölü olan insan yemin ederim öldüğüne şükreder. Öyle lanet bir evdi ki yaşadığımız şehrin merkezinde olan bir evdi, hani öyle dandik bir mahalle falanda değil. O evde zaten giden işlerde durdu. Yok yani herkesin ruhunu emiyordu, kalkmaya bile halin olmuyordu sabahları. Böyle garip ağır bir kokusu vardı. Belki de başkasının eşyaları olduğu için bize o kadar ağır geliyordu duyduğumuz her koku, her ses. 6 ay falan geçti orada da iş mahkemeye kadar gitti. Bu sefer ki ev sahibi annemin balkonda duran iki tane eski bambu koltuğuna göz koymuştu. Be kadın hangi ara dikkat ettin de göz koydun diyemedik tabii. Aldı kadın onları. Her neyse kapımız o kadar çok çalınıyordu ki o dönemlerde öyle misafir falan sanmayın en yakın dostlarımız icra memurları ve avukatlardı. Sağolsunlar bizi hiçbir yerde yalnız bırakmadılar. Bizde biraz deneyimliydik. Kaçırabildiğimiz bir kaç tane elektronik eşya olmuştu. Bir  küçük tv, bir de müzik seti. Hala onu kaptırdığımız için çok üzülürüm. Valla günlerden hangi gündü bilmiyorum ama sene 2003tü. Kapı çaldı ve geldi bizim kankalarımız bu sefer eşyaları almaya gelmişler. İki tane kıçı kırık masa falan alacakları da. O gün öyle hazırlıksız yakalandık ki müzik setimiz gitti. Sıra çalışma masama gelince bende aldım falçatayı bir güzel müzik setimin intikamını aldım. Çizdim de çizdim, öyle rahatlatıyordu ki size anlatamam. Annem ilk baş kızsada bana, benim çok eğlendiğimi görüp daha doğrusu içimin nasıl acıdığını görüp aldı eline bir falçata daha o da başladı çizmeye. En mutlu anımız olabilirdi. İçeri o meymenetsiz adam geldiğinde, naptınız diye sorduğunda bize, bilmiş bilmiş; “Madem alıyorsunuz böyle alın.” dediğimde zafer kazanmıştım resmen. Adamın o sinirli yüz ifadesi benim sadece gülme sebebim oluyor şuan bile. Bu arada o evden resmen kaçtık. Mucize bir eve hem de. Eşyamız yok, kalacak yerimiz yok ve evden çıkarken bize saldıracak bir grup var. Allah büyük işte, o saldıracak insanların başı ablamın yakın arkadaşı çıkınca bir bok yapamadılar ve yine Allah büyük tam da o gün ablamın bir arkadaşı kullanmadığı bir evini bize verdi hem de kira falan istemeden. Ölen karısının huzur bulsun diye. O ev gerçekten büyülüydü. Sihirli değnek deymiş gibi hayatımız düzelmeye başladı. Üzerimizdeki o kara bulutlar bir bir terketti bizi. Sonrası oradan yazlık bir yere taşındık ama bu sefer kaçmadık hiçbir şeyden. Eşyalarımızda ilk defa bir bütün olarak bizimle geldi başka bir eve. Onlarda gittiler ama yerlerine gelen yenileri için.

11 yaşımdan beri babam bir kere bile yılmadı, annem bir kere bile pes etmedi. Bir de hep birbirlerini sevdiler, bir kere bile birbirlerine hakaret ettiklerini duymadım. Bu yüzden aile annemle babam benim için. Bazen yine düştüğümüz zamanlar oluyor ama çıkacağımızı biliyorum. Babam varken bize bir şey olmaz diyorum.

Fakat benim üzerimde bir lanet var sanırım. 

Yaşım 25 oldu, kendime ait bir düzenim var ve tam her şey yoluna giriyorken, şimdi de benim ev sahibim bana bunları yaşatacak sanırım. Hakkınızdır, yaşatınız. Eski kız hiç böyle yapmamıştı deyiniz. İnsanları şanslılıklarıyla ve şanssızlıklarıyla kıyaslayınız. Bakışlarınızla itin götüne sokup sokup çıkarınız. Hakkınızdır. Paralar içinde yüzerken biz(?), size ödeyemediğimiz kıçı kırık bir kaç kira yüzündendir bunlar. Öyle çok param var ki hatta okuluma falan ara verdim sırf şımarıklıktan ve yine sırf şımarıklıktan gecenin körüne kadar bir pub’da çalıştım. 

O yüzden bu yeni yılda dilemeyi unuttuğum bir şey varmış. Bir gün benim de kendime ait bir evimin olması. Ne bileyim belki o zaman kendimi bir yere ait hissederim. 

Birbirinden nefret eden iki insan.. Kız mı daha çok nefret ediyor, erkek mi belli değil! Sonuç her ne olursa olsun, nefrette sevginin doğurduğu bir his değil mi? Bazen seni özlediğime eminim. Özellikle de bir şeyleri başardığım zamanlarda. Gerçi hayatımda sen olsaydın, ben bunları yaşarmıydım orasi muallakta. Ya dinlemezdin ya da dinlesen bile sallamazdın. Olsun, canin sag olsun. Bambaska hayatlara sahibiz artık, senin hayatında ugruna buralara gelebilecek kadar sevdiğin bir insan var, yıllar boyunca benim yanıma hiç gelmemiştin ya neyse. Bozulmadım diyemem ama mutluysan sorun yok. Bende baglanmaktan korktuğum icin ona uygun ilişkiler yaşiyorum. İnan daha mutlu oluyorum. Beklentimi yuksek tutmayinca, kalbim de kırılmaz mantığıyla yaklaşıyorum ilişkilere. Simdilik en sagliklisi bu.
Aslinda sana soylemek istedigim, sana hicbir zaman soylemedigim bir sey. Seni, bana yasattigin her sey icin affediyorum ve mutlu olmani istiyorum.
Mutlu Yillar.

Hayatımın romanını bir solukta bitirmişim gibi geliyor. 100 sayfa öncesini geçtim 1 sayfa öncesinde neler yaşanmıştı hatırlamıyorum bile. Bazı cümleler var sadece, altlarını hiç unutmayayım diye çizdiklerim. Bir gün bana yaşatılanlar gibi yaşatılmaları için beklettiklerim. Geriye dönüp baktığımda ben doğru karar verdim demek için sakladığım cümlelerim.. Görüntüler var o sayfalarda, bir gün karşıma benzeri bir durum çıkarsa nasıl davranmam gerektiğini bildiğim. Nefret var çoğunda, acı var, gözyaşlarım var, dualarım var. Beni ben yapan, hayatın adil olmadığını gösteren o çocuk var her sayfamda.

Bir anlaşma yapalım mı?

Erkeklerin; yalancı, güven vermeyen, aldatan, bir tatlı sözle sizi nasıl kandırabileceğini bilen varlıklar olduğunu ne zaman anlayacaksınız? Bence insanlar hem cinslerinden çok karşı cinsten korkmalı. Erkekler zeytinyağı gibi üste çıkarken, sizi korumaya çalışan insanları görmezden gelmeyin.

Unutmayın ki; erkek gider dostlar kalır.

Ayrıca hayat kısa, anıları kirleştirmeyin. Karşındaki ölünce üzülürsen, o bana demişti keşke dinleseydim ya da bir kere daha görebilseydim dememek için… Affetmeyi öğrenelim. 

P.s: Bu ara ölmekten çok bahsediyorum. Ya ben öleceğim ya sevdiğim birini kaybedeceğim. Ölmeyelim ya :(

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Ölünce dinleyemeyeceğim için, yaşarken b*kunu çıkarttığım şarkılar listesinin şu sıralar birincisi. Bıkmadım, bıkmam. 

8 months ago
Geleceğin sandaletleri.

Geleceğin sandaletleri.

(via hellojuicy)

Eskisi kadar sensiz değilim tıpkı eskisi kadar senli olmadığım gibi. 

Bilmem anlatabildim mi?

Bilmem anlatabildim mi?

(via aylinonce)